Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Soğuk renklerle bin kez ölüyorum sıcak renklerle de bin kez diriliyorum


Küçücük fırçamla duygularımı üzerinde resmettiğim, ahşap çerçevesi olan bir yağlı boya tabloya sahibim.. Bu tabloda görebildiğim, sadece duygularımın, hayallerimin, hatta umutlarımın birbiriyle olan dansıdır.

Bu küçücük fırçamla bir palete, bir yapmakta olduğum resmin tuvaline gidip geliyorum. Duygu ve düşüncelerimle, hayallerim ve umutlarımla dans ve ahenk içinde, rengârenk renklerle sarmaş dolaş olup, tek bir vücud halinde bu tablomda ben de yerimi alıyorum.


Kontur çizerek önce siyahla başlıyorum. Meydana çıkacak resmimin anatomik yapısını ana hatlarla belirliyorum. Siyahla beyazın birlikteliğini hayal ediyorum. Her iki zıt renkte sanki birbirinden ürküyor, ama her ikisi de kendi renk kimliğinden sıyrılarak farklı bir renkte buluşabiliyor. Bu renk siyahtan beyaza, beyazdan da siyaha giden bir değerler zinciri içinde dengesini buluveriyor diye düşünüyorum. Etrafımızdaki insanlara baktığımızda da, zaman zaman eşref saatinde olduklarını görürken, zaman zaman sirke satan bir yüz ifadesi de taşımış oluyorlar. Renklerin zıtlıklarını gidererek birbiriyle kaynaştırırken, gri renkte buluşturuyorum. Tıpkı bunun gibi insanlar birbiri ile dargınlıklar yaşayabiliyor, sonra da zamanla bir orta yol bularak tekrar arkadaşlık ve dostluk kurabiliyorlar. Siyah ve beyazın hikâyesi bana bunları anımsatırken, bir yanda da diğer renkler; maviler, kırmızılar, sarılar, yeşiller turuncular, kahverengiler bu tabloda yerlerini almak için sabırsızlıkla bekliyorlar.


Kırmızıyı düşünürken gözümde, ihtiraslı bütün kadınların rujlarıyla ifade edildiği bir tablo canlandıysa da, kırmızıyı elime alarak, masumane ölçülerde ihtiraslarımı imgelemek istedim. Kırmızı renk, bir fırça darbesi bile bütün renklerin arasında "Ben buradayım" diyerek öne çıkabiliyor. Bir mavi renk tonuyla kırmızının ihtirasını, dingin bir görüntüye çevirmem gerekiyor. Fırçamın renk paletine gidip gelmesiyle tuvale atılan mavi rengin fırça darbeleri, kırmızının ihtirasını dizginleyerek huzurun rengi moru bulabiliyorum. Morda hülyalarıma dalıyorum. Görünen her rengin ahengiyle farklı bir benlik içinde hem kayboluyor, hem de kendimi bu tablonun içinde bulabiliyorum.

Bu tabloda her renkten ayrı ayrı kullanırken, yeşille özgürleştiğimi, sarıyla durgunlaştığımı, pembeyle heyecanlandığımı, siyahla asilleştiğimi, beyazla masumlaştığımı, kırmızıyla öfkelendiğimi görüyorum. Bunun gibi diğer renkler de bu duygu analizi içinde kendiliğinden yerlerini alıveriyor. Bu tabloda renklerin karışımından, duygularımın karmaşasını keşfediyorum.. Kendimi, ben olarak anlayamazken, ne kendimi kendime, ne de başkasına anlatamadığımı fark ediyorum.. Anlaşılmak isterken anlaşılamadığımı, gülmek isterken de içimin kan ağladığını görüyorum..

Her rengi barındıran, buna karşılık sadece benim görebildiğim, benim anlayabileceğim bu resmi yüreğimin en nadide yeri olan baş köşeye koyuyorum.. Rüyalarımda ve hülyalarımda bu tablodaki renklerimle sarmaş dolaş oluyorum. Binbir soğuk renklerle kış uykusuna yatıyor, hayal kırıklıklarımla bin kez ölüyorum. Buna karşılık; binbir sıcak renklerle baharda uyanıyor, binbir umutla tekrar diriliyorum.

Türkan Eraslankılıç

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder