Her insanın kendisi için değer verdiği bir
takım objeleri vardır. Onları bazen saklar, bazen üzerimizde taşır, bazen
çalışma masamızda bulundururuz. Evde, mutfakta, yatağın başucunda, bir komedin
üzerinde, ya da aynanın karşısında, hayatımıza anlam katttığını düşündüğümüz,
varlığıyla kendimizi iyi hissettiğimiz objelerimiz, aslında bizim için, bize
has birer anıdırlar. Anneden, babadan, ve büyüklerimizden kalma, sevdiğimizden
bir parça, dostluk ve arkadaşlık adına hatıra dolma kalem, saat, yüzük ve
kolyelerimiz vardır.
Bazen bu objeler somut birer figür olmakla
birlikte, soyut değerler de olabilir. Bazılarını bir armağan ve anı olarak,
bazılarını da kendimiz satın alırız. Aynen kıyafetlerimiz, takılarımız ve
kullandığımız aksesuarlarımız da böyledir. Kullandıkça bu objeler sanki
eskimezler ve eskidikçe de bizim nazarımızda daha da değer kazanırlar. Kimisi bu objeleri kendine uğur getirdiğine
inanır. Tabi ki bunun inancımızda yeri yoktur. Bu psikolojik bir olaydır. İyi
insanların, güzel insanların bize armağan ettikleri birer objelerdirler. Bazen
de bir tablonun, resmin, bir dal parçasının, bir kuru yaprağın bile, bizde
bıraktığı ruhsal durum, belki de terapi bir özelliği vardır.